Şükrü Erbaş Sözleri

Şükrü Erbaş Sözleri

Şükrü Erbaş Sözleri Hayatta iz bırakan yazarların her birisi arkalarında bıraktıkları eserleri kadar sözleri sayesinde de bu kalıcılığı sağlamıştır. Hayatta ve insanların kalbinde derin izler bırakan sözlerden birisi de Şükrü Erbaş sözleri olur. Geçmişten günümüze kadar insanlık tarihinden birçok yazar gelip geçmiştir. Her yazarın insanların hayatına farklı bir katkısı ve izleri olmuştur. Bu önemli isimlerin her birisinin söylediği derin manalar yüklü sözler ise ünlü sözleri oluşturmuştur.

7 Eylül 1953’te Yozgat’ta doğan Şükrü Erbaş, İlk ve orta etğimini Yozgat’ta almıştır. Yaşadığı süre boyunca sayısız eserin altına imzasını atan Şükrü Erbaş, bu eserleri ile geniş okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Kaleme aldığı İnsanın Acısını İnsan Alır, Yaşıyoruz Sessizce, Çırpınıp İçinde Döndüğüm Dünya, Kuş Uçar Kanat Ağlar, Bir Gün Ölümden Önce eserlerini okuyucularına sunarken hem bu eserleri ile hem de aynı zamanda eserlerinde bulunan sözleri büyük beğeni ve takdir toplamıştır.

İnsanı derinden etkileyen anlamları ile insanların kalbine ve hayatına değinen Şükrü Erbaş sözleri, günümüzde halen popülerliğini koruyan sözler arasındadır. Bu sözleri mutlaka herkes okumalı içindeki anlamları çözmelidir.

Şükrü Erbaş Sözleri

Şükrü Erbaş Sözleri

Susmak yalnızlığın ana dilidir.

Benim en güzel düşlerim içimde kaldı.

Sevmek insanın en büyük acısıdır.

Sevinç taşkın yaşanır da; acı yalnız çekilir.

Sana neden sığındığımı anlıyor musun?

Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan.

Hayalin, gerçeğe değdiği yeri seviyorum.

Bir kapı önündeyim, girsem suç, gitsem ayaz.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

Senden başka kimseyi aramadım gittiğim yerlerden.

Anlamakla katlanmak arasında tükendim.

Bir yere gitmeden, gelecek birisini bekliyordu herkes.

Düşmeyi göze almadan binilmiyor salıncağa.

Susmak iyileştirmiyor yarayı, yeni yerlere varıyor eski sözler.

Ben gidip hayal kuracağım, siz oturup gerçeğinizi sevin.

Farkında mısınız bilmem, kimse kendi acısını bile duymuyor artık.

Ömrüm, ah benim ördükçe sökülen, yakasız kolsuz hırkam.

Gelişin hayata bağlıyor beni, anlıyor musun? Zaman yarat ve uğra.

Sesinden başka suçum, yüzünden başka iyiliğim kalmamıştı.

Kimse kendinden bir yere gitmiyor. Yaşıyoruz sessizce yaramızı severek.

Tarla kuşu yağmur damlasından dünyayı içsin diye yazarız.

Alnından öptüğüm yerde ülkemsin, ağzından öptüğüm yerde, kadınım.

Kalabalığın uyumuna inat, hayalin gerçeğe değdiği yeri seviyorum.

Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz. Biçim veremediğimiz şeylerin biçimini alıyoruz.

İçimizde azalan zamanların kederi, önümüzde bir yere gitmeyen yollar.

Eskimiş eşyalarız yeri hiç değişmeyen. Yalnızlığı çağrıştırıp yılgınlığı biçimleyen.

Yastığa başını koyduğunda başucundaki boşluğa bak. Ayrılık diyordun ya.

Gelecek kaygısı duymaya başladığımız gün, çocukluğumuzu geride bıraktığımız gündür.

Ey sözümün billuru; sensin kalbimden dünyaya yürüyen hayranlık.

Eskiden her konuda konuşurdum istekle Bir geniş gülümsemeyle dinliyorum şimdi.

Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz. Biçim veremediğimiz şeylerin biçimini alıyoruz.

Gittiği en büyük uzaklık evinden işi olanlara, ne aşk, ne özgürlük, ne barış anlatabilirdi.

Gizemli bir suskunluğun dargın diliyim. Kan gülleri büyütürüm sabır saksılarında.

Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de.

Dünya sinema perdesi değil ki. Düşlerin de bir sınırı olmalı, insanın gerçeği ile çevrili.  

Ey insan ömrünü dolduran biçimleyen duygu Hüzün müdür her vakit mutluluğun bir yüzü?

Bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek.

Ne kadar uzaksa bir felaket sizden, o kadar mutlusunuz, unuttunuz başkalarının acısını duymayı.

Yüzün bir türkü sonrasının kederli dalgınlığında; güldün mü, ben mi yanıldım, bilmem.

Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar. Geçmedi üşümem, ben bir aşkın kar yağışından geliyorum.

Kalktım yürüdüm elimdeki çaresiz soruyla. İnsan neden hep sona bırakır kendini?

Biliyorsun ya susarak yaşamak zorundayım seni, bu yüzden gecelere ve sözcüklere bölüyorum ağırlığını.

Herkes türküsünü elbet kendi sesiyle söyler! İnsanın dili boynuna kement olur mu?

Ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de.

Herkesin her şeyi kolayca konuştuğu, Arkasını döner dönmez unuttuğu zamanlardı.    

Ve güz geldi Ömür Hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde.

Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?

Oysa ben bir akşamüstü, oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterim.

Suyu sevmeyen insanın, rüzgârı anlamayan, gökyüzünde bir bulutu olmayan insanın gideceği uzaklık, olsa olsa kendine sızan çaresizliktir.

Hayat dolduruyor her boşluğu kendince Bir başka başlangıçla Tutuşmak üzere yeniden Pembe üflemeleriyle bir ince soluğun soğuyor acılar bile.

Sitemizin gelişimine katkıda bulunmak ister misiniz? Aşağıdaki butonları kullanarak sitemizin gelişimine katkı sağlayabilirsiniz.

Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte. İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık.

Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı, aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak, nasıl yenilik olur, tükenmek değil de?

Suyu sevmeyen insanın, rüzgârı anlamayan, gökyüzünde bir bulutu olmayan insanın gideceği uzaklık, olsa olsa kendine sızan çaresizliktir. Yaşlı bir kadının hüznünü duymazsanız, bir genç kızın saçlarında çarpan kalbini nasıl göreceksiniz?

Tenin tenime bu kadar sinmişken, ömrüm azala azala önümden akarken, gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken. Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime, bıraktığın.

Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu?

E-bültene Abone Ol Merak etmeyin. Spam yapmayacağız.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hızlı yorum için giriş yapın.

Giriş Yap

close

Bizden Haberdar Ol