Ödev İle İlgili Sözler

Ödev İle İlgili Sözler

Ödev İle İlgili Sözler Ödev; öğrencilere öğretmenler tarafından verilen dersten sonra yapmakla sorumlu olduğu bir alıştırmadır. Ödev yapmak birçok bakımdan önemli olmaktadır. İlk önce öğretmenimize duyduğumuz saygıdan dolayı ödevimizi yapmalıyız. Çünkü o bizim en güzel yerlere gelmenizi isteyen kişidir. Verdikleri ödevler zor dahi olsa bizim daha iyi öğrenmemizi istediği için bunu yapar.

Ödev ile ilgili sözler günümüzde de çok kullanılmaktadır. Ödev günlük öğrenilen derslerden sonra verilir. Şayet biz o dersi sınıfta görüp daha sonra bir daha hiç ödevlerimize bakmazsak nasıl öğrenebiliriz. Ödevler bizim her dersi öğrenmek için ve iyi anlamamız için verilir. Son olarak da ödevlerimizi yapmak kendi anne ve babalarımıza karşı bir sorumluluk olmaktadır. Ailede herkesin bir sorumluluğu olmaktadır. Mesela; babamızın ödevi yani sorumluluğu bizi geçindirmek için çalışmak, annelerimizin ise bizlere yemek yapmak temel ihtiyaçlarımızı yapmak ile sorumludur.

Buna özel o kadar güzel sözler var ki insan okudukça ödevlerini ve sorumluluklarını daha iyi yerine getirmektedir. Yani kısacası herkes üstüne düşen ödevi yaparsa bir sorun olmaz.

Ödev İle İlgili Sözler

Ödev İle İlgili Sözler

Ömür biter ödev bitmez.

Sen ödevsin. Ama görünürde öğrenci yok.

Ödevin nerde oğlum? Ev ödevi diye evde bıraktım!

Ödev yaparken müzik dinleyemiyorum, çünkü ödev dikkatimi dağıtıyor.

Sevgi ısmarlama olmaz, dolayısıyla sevmek bir ödev olamaz.

Dostu severim, ama düşmanı da. Dost gücümü, düşman ödevimi gösterir.

Bir halk, kendi ödevini, genel olarak ödev kavramıyla karıştırınca, batar.

Öğretmenler, veli çok ödev istiyor, veliler öğretmen çok ödev veriyor, diyor. Olan çocuklara oluyor.

Ödevin tam olarak gerçekleştirilmesi gerçek bir nişandır. Bu bir onurdur.

Sınavları okudunuz mu hocam? Hayır başka sınıfınkini okudum. Ödevler yapıldı mı? Başka hocanınkini yaptık.

Size düşen ödev, kendinizi kabullenmenizdir, benim sizi kabullenmemin yollarını aramak değil.

Ödev insanı adaletsiz olmaktan engeller; en azından kendi adaletsizliğine sahip çıkmaktan engeller.

Tarih boyunca çok uzun süre böyle bir mesele yoktu: aşk bir ödev hatta çoğu zaman ömür boyu bir zaruretti.

Öyle bir hale gelmişiz ki, gerçek “canlı hayat” bize adeta bir iş, bir ödev gibi görünüyor, onu kitaptan öğrenmeyi yeğliyoruz.

Nereye gittiğimi bilmiyordum, ne bir hedef vardı önümde, ne de uğruna çaba harcayacağım bir şey ne de bir ödev.

Öğretmen, ödevin nerede? Diye sorunca orada olmadığını bile bile çantasını karıştırıp bir mucize bekleyen öğrencileriz biz.

Hayat bir ödev, büyük bir ödevdir. Aşk da öyle. Tanrı yaşamamı ve sevmemi istediği için yaşıyor ve seviyorum.

Unutkan insanlar öyle kişilerdir ki, açıkça başkaldırmaya pek yanaşmaz, ama unutkan davranışlarıyla ödevlerine karşı yeteri kadar ilgi duymadıklarını ele verirler.

Yazarlık sanatı korunması güç olan şu iki ödeve bağlı kalacaktır; bile bile yalan söylememek ve insanın insanı ezmesine karşı koymak.

Bir kişi, başarıyı istemekle kalmayıp, bütün benliğiyle başarının peşinde koşmanın ödev olduğuna inandığı ve böyle yapmayanı zavallı bir yaratık olarak gördüğü sürece, hayatı, mutluluk vermeyecek derecede yoğun ve tedirgin olacaktır.

Hayatınızın başlangıcındaki iki ödev: Çevreni gittikçe daraltmak ve durmadan kendi çevrenin dışında bir yerde saklanıp kalmadığını kontrol etmek.

Hayatta kadınların nasıl ikinci derecede rol oynamakla yükümlü kılındığını gören bir kızın cesaretini yitirip, kendisini bekleyen işlere pek istenildiği gibi el atamayacağı, yaşamın karşısına çıkaracağı ödevlerden korkup soluğu kaçmakta alacağı doğal, bunun da kendisini işe yaramaz bir duruma sokacağı kuşkusuzdur.

Ödev, adap, sadakat, fedakârlık, özgecilik, kibarlık; bunların hepsi de insanı uyutmaya yarayan ninnilerden başka bir şey değil, hem de öyle bir uykuya yatırıyor ki kimse bu uykudan uyanamıyor, uyansa da ancak yaşamının sonuna geldiği an oluyor bu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Hızlı yorum için giriş yapın.


Giriş Yap