Sait Faik Abasıyanık Sözleri

Sait Faik Abasıyanık Sözleri

Sait Faik Abasıyanık Sözleri Her sanatçı, yaşadığı toplumda adeta bir ayna niteliği taşır. Hangi alanda olursa olsun edebiyat eserler kazandıran sanatılar, topluma yön verirken aynı zamanda toplumun aynası olarak o toplumun tüm özelliklerini gözler önüne serer. Bu sebeptendir ki; bir sanatçının eserlerinde o toplumun fertleri kendisinden mutlaka parçalar bulur. Bu sayede ünlü sözleri herkes için önemli ve anlamlı sözler halie gelmiştir.

Toplumlarda sanatçıların yazdığı her kelime, anlattığı her olay ya da hissettirdiği her duygu okuyucular için anlam yüklüdür. Kimileri bu eserlerde hayatından parçalar bulurken kimileri eserlerde tıpkı kendisine benzeyen karakterlerle karşılaşır. Böylece okurken kendilerini ve belki de anlamlandıramadıkları duygularını çözerler. Bu nedenle de ünlü sözler, her dönem toplumlar ve insanlık için önemli yere sahip olmayı başarmıştır.

Türk edebiyatının önemli bir ismi olan ve Dünya edebiyatında da kendisini ispatlamış olan Sait Faik Abasıyanık sözleri, toplumda her kesimden okuyucuyu adeta içine çeken etkili sözlerdir. Hayata, insana ve aşk gibi insani duygulara yer veren Sait Faik Abasıyanık, sözlerine birçok anlam ve çıkarımlar yüklemiştir.

Sait Faik Abasıyanık Sözleri

Sait Faik Abasıyanık Sözleri

Güldüğü zaman insandan üstündür. Bakmaya doyamam.

Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz, insanı insana ancak şiir sevdirir.

Kıskanç değilim fakat başkalarına bakma! Beni çıldırtacaksın.

Ben böyleyim işte. Kederimi unutmak için sanki kedersizmişim gibi yaparım.

Doğru, yalnız hayalle geçiniyorum; ben yalnız hayal kuruyorum.

Aşkın bir kanadı vardır kırmızıdır, delinir, kan akar. Bir kanadı var, zehir yeşili.

Bu yürek, bizim yüreğimiz bir tahtası eksiklerin yüreğidir.

Nefes aldığın şehir ne kadar şanslı… Kim bilir, sesini gökyüzü sanan kuşlar bile vardır.

Şu uyku insanın sevgilisi gibi bir şey, gelmeyince sinirlendiriyor.

Yağmurlu havada da birbirinin yüzüne bakmayı arzu eden insanlar birbirlerini güzel görürler.

Ben bir acayip oldum. Gözüm kimseyi görmüyor, kimsenin kapımı çalmasını istemiyorum.

Kadın raks ederken güzeldir, bayrak dalgalandıkça, deniz köpürdüğü zaman, insan ihtirasla yaşarken.

Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam… Boş geçirdiğim, bağırmadığım, sustuğum günlere.

Hepimiz, sırtımızda ve elbisemizin altında, gözlerimizin içinde bir müstakbel ölü gezdirmiyor muyduk?

Beklersem gelmez ki… Beklemesem gelir mi? Umut vardır. Beklemediğim zaman umut vardır.

Edebi eserler, insanı yeni ve mesut, başka iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye yardım etmiyorlarsa neye yarar?

Sabahleyin uyanır uyanmaz aklımdaydın. Güldüm. Kalktım. Bunu anlatmaya sana geldim. Ne dersin?

Ne kadar üstü başı düzgünler, suratı ciddiler, hali azametliler içinde kalmışım ki bir türlü hikâyeme yanaşamıyorum.

Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.

Yeniden doğulmaz. Doğsan bile ne olacak? Seni iki senede, iki sene de değil, iki günde aynı insan ederiz. Aynı kendini düşünen, aynı haris, aynı kıskanç, aynı kötü huylu, aynı sarhoş, aynı budala oluverirsin.

Eğer doğduğun zaman Havra kapısına bırakırlarsa Yahudi olursun, cami kapısına bırakırlarsa Müslüman, kilise kapısına bırakırlarsa Hristiyan olursun.

Ben hikâyeciyim diye sizden ayrı şeyler düşünecek değilim. Sizin düşündüklerinizden başka bir şey de düşünemem. O halde bu adamın hikâyesi ne olabilir? Sakın benden büyük vakalar beklemeyin, n’olur? Aşkın birçok rengi vardır. Mavi, koyu mavi, kapalı mavi, açık mavi, deniz mavisi, havuz mavisi, okyanus mavisi, gökyüzü mavisi… Sen yeter ki iste! Hadi gülümse, bulutlar gitsin!

Önümüzdeki hayat. Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz. Halbuki zaman, ağır ağır bizimle beraber akan nehir, bir göle varıyordu. Bu gölde artık biz akmıyor, dalgalanıyorduk. Yahut bana öyle geliyordu.

Haksızlıkların olmadığı bir dünya… İnsanların hepsinin mesut olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu, doyduğu bir dünya… Hırsızlıkların, başkalarının hakkına tecavüz etmelerin bol bol bulunmadığı… Pardon efendim! Bol bol bulunmadığı ne demek? Hiç bulunmadığı bir dünya…

Ben, iskambil oynarken, yanımda birisi durursa pek memnun olurum, o zaman oyunu da iyi oynarım. Yalnız başına olan insan kadar büyük adam yoktur ama insanlarla beraber olan insan hakiki kıymetini ölçer, biçer.

Şu karşıki sandalı görüyor musun? Bakın sahile yaklaşıyor. Onu yürüten şey nedir? Kürekleri değil mi? Ya şu uçan martılar! Kanatları yolunsa artık uçabilir mi? Düşünce de böyledir. Dört duvar arasına kapatılmak istenirse kanatsız kuş, küreksiz sandal oluverir ve bütün manasını kaybeder.

Hani bazı çocuklar ısrarla bir fena hareketi yapmadıklarını iddia ederler. Hakikaten de yapmamışlardır. Ama yapmış gibi bir halleri de vardır. Yapmamış insanların tabiiliğini bir türlü alamazlar. İşte ben o çocuklardan biri gibiydim.

Karıcağızının hâlâ pembe yüzünü, oğlunun ikide bir şaplak indirdiği güzel ensesini, kızının kirpiğini bir özleyiş özledi. İnsan radyosunu, radyosunun bulanık yeşil gözünü, kırmızı, yeşil, sarı çizgilerle çizikli gavur şehirleri adı dolu aydınlık yerini de özler miymiş? Allah kahretsin! Özlermiş insan duygulu olunca.

E-bültene Abone Ol Merak etmeyin. Spam yapmayacağız.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hızlı yorum için giriş yapın.

Giriş Yap

close

Bizden Haberdar Ol