Milan Kundera Sözleri

Milan Kundera Sözleri

Milan Kundera Sözleri Dünyanın düzenini yorumlarken edebiyat alanında çok önemli eserlere imzasını atan çok az sayıda yazar bulunmaktadır. Bu yazarların yaşanan kötü duruma dur demek adına yaptıkları sessiz ve kelimeler ile sesleniş aslında çok büyük yankılara neden olmuştur. İşte bu yankıları en doğru noktadan duyuran en önemli yazarlardan biri de Milan Kundera olup ülkesinde yaşanan olumsuzlukları edebiyat yolu ile kitaplara dökmüştür. Yazar en çok Milan Kundera Sözleri ile tüm dünyada adını duyurmuş ve her zaman sözleriyle farklı düşünceleri bir araya getirmiştir.

Yazdığı tüm yazılarda aşkı, sevgiyi, duygusallığı, gerçekçiliği ve hayalleri ön plana çıkararak toplumun kanayan yarasını kelimeleri ile sarmak için çok fazla çaba göstermiştir. Ünlü sözler denilince ilk akla gelen yazar yapmış olduğu düşündürücü sözleri ile hem okuyanları hem de yaşananlara göz yumanlara en doğru dersleri vermiştir. Çok yönlü tarafları ile yazarı yayınlanan en özel ve değerli kitapları sinemaya uyarlanarak tüm dünyaya duruşunu anlatmaya yeterli gelmiştir. Kalemi son derece güçlü olan Milan Kundera sözleri ile herkesi etkilemeyi başarmıştır.

Milan Kundera Sözleri

Milan Kundera Sözleri

Ben ağlarken yanımda yoksan, ben gülerken gölge yapma.

İnsan, koşarken düşünemez.

Gözyaşları en iyi leke çıkarıcıdır.

İyimserlik, halkın afyonudur.

Sevgi, insanın gücünden vazgeçmesi demektir.

Ağlama! Ağlat ki, kıymetini bilsinler.

Erkek her türlü yazılır, kadın ise parayı görünce yazılır.

Şimdiki zamanı kat ederken gözlerimiz bağlıdır.

Erkek hoşlandıktan sonra tanır, kadın tanıdıkça hoşlanır.

Nerenizden yaralandıysanız, kimliğiniz orasıdır.

Dünya öyle çirkindi ki, kimsecikler kalkmadı mezarından.

Yalnızlık; bakışlardan kurtulmanın tatlı rahatlığı.

Çözülmenin batışında her şey nostalji ışığında aydınlanır.

Gülerek kaybettiklerini, ağlayarak kazanamazsın.

Kiminle güldüğünü unutabilirsin ama kiminle ağladığını asla.

İktidar sizi nereden yaralıyorsa, orası sizin kimliğiniz olur.

Bu dünyada her şey önceden affedildiği için her şey yasaklıdır.

Ben ağlarken yanımda yoksan, ben gülerken gölge yapma.

İnsanın bilgisizliği bir hatadır ve bilgisizliğinden kendisi sorumludur.

Bir artık yanınızda değilse gerçeklik bir örtünün altında kalır.

Cennete duyulan özlem insanın insan olmamaya duyduğu özlemdir.

Mümkün olan tek bir direniş vardı: dünyayı ciddiye almamak.

En çok incittiğimiz kişilerin, aslında en çok sevdiklerimiz oluşu ne garip.

Yaşadığı yeri terk etme arzusundaki insan mutsuz bir insandır.

Evet, mutluluk yinelenmeye duyulan özlemdir, dedi tereza kendi kendine.

İnsanlar en büyük ahlak testini, hayvanlara nasıl davrandıklarıyla verir.

Gerçeğin düşten öte, çok daha öte bir şey olduğunu bulup çıkarmak için gelmişti.

Peki, ağırlık gerçekten nefret edilmesi, hafiflik de göz kamaştırıcı mıdır?

Korkunun kaynağı gelecekte yatar. Kim gelecekten kurtulmuşsa, korkacak hiç bir şeyi yoktur.

Aşk, çiftleşme arzusunda duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur.

Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığı ile özgürce ortaya çıkabilir.

En anlamlı bakış, bir çift ıslak gözde saklıdır. Çok şey anlatır; çünkü dil bağlanır, yürek konuşur.

Gözü daha yükseklerde bir yerde olan herkes günün birinde gözünün kararabileceğini hesaba katmalıdır.

Kadın erkek eşitliği hiçbir zaman sağlanamaz. Çünkü terk edilen bir kadının canı, erkekten daha fazla acır.

Ama güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar.

Ülkenizde yasaklı tek bir kitabınız olması, üniversitelerimizden çıkan milyarlarca sözcüğün size yasaklı olmasıdır.

Hatırlanan geçmiş, zamandan yoksundur. Bir aşkı, bir kitabı yeni baştan okur ya da filmi tekrar seyreder gibi yeniden yaşayamazsınız.

Birbirimizi neden rahatsız ettiğimizi hiç bilmeyeceğiz, bizi neyin kibarlaştırdığını ya da aptallaştırdığını da. Kendi hayalimiz en büyük gizem.

Çünkü merhametten daha ağır bir şey yoktur. Kişinin kendi acısı bile, bir başkasının acısını, tahmin edilen ve binlerce kez yankı bulan acısını hissetmek kadar ağır değildir.

Bir aşk unutulmaz olacaksa eğer, küçük rastlantılar Assissili Francis’in omuzlarına konan minik kuşlar gibi hemen o an kanat çırpa çırpa gökten aşağı doğru süzülmelidir.

Bu dünyada gençlik ve güzelliğin bir anlamı yoktu; birbirinin tıpatıp eşi, ruhları görünmez olmuş bedenlerle dolu uçsuz bucaksız bir toplama kampından başka bir şey değildi yaşadığımız dünya.

Önceden de söyledim, eğretilmeler tehlikelidir. Aşk bir eğretilmeyle başlar. Yani bu şu demektir ki, aşk bir kadının, dilindeki ilk sözcükle şiirsel belleğimize girmesiyle başlar.

Her şeyi bir düzene sokmaya çalışma çabamız, insan dünyasını inorganik bir krallığa yani her şeyin ilerlediği ve kişisel olmadığı bir düzene dönüştürüyor. Düzene özlem aynı zamanda ölüme özlemdir. Çünkü hayat düzenin daima değişmesinden ibarettir.

Tanrı onları ortadan ikiye ayırıncaya kadar bütün insanlar hermafroditi, o zamandan beri bu yarılar birbirini arayarak dünyanın dört bir bucağında gezinip durdular. Aşk kaybettiğimiz yarıyı özleyişimizdir  işte.

Bir erkek, bir kadına mektuplar yazdığında bunu, ileride o kadını baştan çıkarmak için yaşayacağı ortamı hazırlamak için yapar. Bu kadın bu mektupları gizli tutarsa bunu, bugün gösterdiği ağız sıkılığının, gelecekte yaşayacağı serüveni güven altına alması için yapar. Bunları üstelik bir de saklarsa bu, gelecekteki serüveni bir aşk olarak düşünmeye hazır olduğunu gösterir.

Çoğu insanı ölüm konusunda dehşete düşüren şey geleceğin kaybı değil, geçmişin kaybıdır. Aslında unutmak, hayatın içinde her zaman var olan bir ölüm biçimidir. Ölümün farkına varmak bir uyanış deneyimi, büyük hayat değişiklikleri için güçlü bir katalizördür.

Düşünüyorum, öyleyse varım, diş ağrılarını hiçe sayan bir entelektüelin kelamıdır. Hissediyorum, öyleyse varım, çok daha genel kapsamı olan ve yaşayan her varlığı ilgilendiren bir gerçektir. Benliğim, temelde sizinkinden düşünceyle ayrılmaz. Çok insan, az düşünce vardır: hepimiz düşüncelerimizi birbirimize aktarır, birbirimizden ödünç alır, çalarken aşağı yukarı aynı şeyleri düşünürüz; ama biri ayağıma basarsa, acıyı hisseden sadece ben olurum. Ben’in temeli düşünce değil, acıdır: en temel duygu olan acıdır. Acıda, bir kedi bile, biricik ve bir başkasıyla yer değiştirmesi olanaksız ben’inden kuşku duyamaz. Acı keskinleşince, dünya yok olur ve her birimiz kendi kendimizle kalakalırız. Acı, benmerkezciliğin okuludur.

E-bültene Abone Ol Merak etmeyin. Spam yapmayacağız.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hızlı yorum için giriş yapın.

Giriş Yap

close

Bizden Haberdar Ol