Arif Nihat Asya Sözleri

Arif Nihat Asya Sözleri

Arif Nihat Asya Sözleri Biz çok köklü bir tarihe sahip necip bir milletiz. Selçukludan başlayıp Cumhuriyetin ilanına kadar topraklarımızda çok sayıda yazar ve şair yetişti. Arif Nihat Asya’da Cumhuriyet şairlerinden olan önemli bir isimdir. Kırmızı ay yıldızlı bayrağımız için birçok şiirler yazmıştı. Arif Nihat Asya ‘nın yazdığı şiirlerden hariç söylediği ve yazdığı akıllarda yer eden meşhur ünlü sözler de var. Şairimiz 1904 senesinin 7 Şubatında doğdu. Doğum yeri İstanbul’dur. Sıkıntılı bir çocukluk dönemi geçiren şairimiz ailesinden ayrılıp akrabaları ile büyümek durumunda kaldı.

Zor bir dönemde savaş zamanlarında geçti çocukluğu ve gençliği. Fakat eğitimini hiç bırakmadı. Başarılı şiirler yazdı. Bu şiirleri dergilerde yayımlandı. Okulundan mezun olarak öğretmenliğe başladı. Bazı yaşadıkları yüzünden siyasete katıldı. Ülkesine ve halkına hizmet için milletvekili oldu. Çalışmalarını böyle sürdürdü. Milletvekilliğini bıraktıktan sonra gazeteler için yazılar kaleme aldı. Ömrü vefa etmedi hastalandı ve 1975 yılında vefat etti. Arif Nihat Asya sözleri kaleme aldığı eserlerinde tarihimizden sevgiden, yaşadığımız toprakların güzel yanlarından söz etti. Yazdığı bu güzel ve milliyetçi yazılarla edebiyat tarihimize unutulmamak üzere ismini kazıdı.

Arif Nihat Asya Sözleri

Arif Nihat Asya Sözleri

Bir kuşa yeten yuva iki kuşa da yeter.

Bütün dualarımızda uzun yaşamak isteği var. Eni olmazsa bir ömrün, boyu olmuş ne çıkar.

Sen hem yaşamak, hem de yaşatmak gücüsün.

Nerde o yiğitler ki, gür sesleri ülkeyi bürür, yürü dese, dağlar yürür, dur dese kalpler dururdu.

Vazoya saksının farkını sen söyleme, çiçeklerden sor!

Biz, kısık sesleriz. Minareleri ezansız, gökyüzümüzü bayraksız bırakma Allah’ım!

Tekerleri dört köşe bir arabaya bindirdiler bizi, bir gidiştir gidiyoruz.

Dostlar, “ne kadar uykucu şeymiş!” demeyin. Rüyası için bekliyorum uykuyu ben!

Bu kitabın kaç dakikada okunduğunu bırak, kaç senede yazıldığını düşün!

İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, kıyamete kadar bu suyun kıyılarını bekleriz.

Şehit olmayı göze almayan gazi olamaz.

Sen benden uzaklaşınca kalsam da yarım. Yaklaşma ki sensiz de bu dünyada varım!

Onlar senin esrarına “rüya” derler. Rüyanı hakikatlere kurban etme!

Kulun olarak doğmasaydım, kendiliğimden gelir fahri kulun olurdum Allah’ım!

Billur en güzel kahkahasını kırılırken attı.

Şayet geceler gebeyse gerçekten ey. Sonsuz gece, bari sen de rüyanı doğur!

Gözler kalbin aynasıdır. Ama sen yine de gözüne kalbini sorma.

Kalemini bir silah gibi değil, bir kaşık gibi tut yoksa aç kalırsın. Diyordu bir kitabında.

Sanatkâr halıda gülü dikensiz yapmış ayakların incinmesin diye.

Bir saçı okşamaz, bir alnı serinletmez, bir yelkeni şişirmez, bir eteği havalandırmazsın. Neyleyim senin gibi rüzgarı.

Yaşamaktan mı yorgunum bilmem. Seni günlerce beklemekten mi?

En büyük acı, acıtmaz olmuş zincirlerin acısıdır; köleliği kabul etmenin, başkaldırmaktan vazgeçmenin acısıdır.

Kimdik o zaman, şimdi kimin kullarıyız! Bir mutluluğun garip yoksullarıyız!

Düşünüyorum, o halde varım.” demiş Descartes ama Arif Nihat Asya ise “Hayır, yanlış. Düşünülüyorum, o halde varım.” demiştir.

İnanmak; basamakların çıkamadığı yere kanatlarınla tırmanmaktır.

Bozkurt’a benzeyenler ve bir günde dev gibi orduları yenenler, destanlarda kalan Bozkurt’un nesi olurlar diye sorana, tarih diyecek: Yavruları!

Işığı önüne al, yürü! Gölgen arkadan ister gelsin, ister gelmesin!

Ben bir garibim, anlatacak kıssam yok; Tattan, kokudan ve renkten hissem yok! Kaldım yarı çıplak, yarı aç, yollarda: Dünyada benim “gel!” diyecek kimsem yok!

Duvarda bir gedik açmaya bir taşın eskimesi yeter.

“Yatsın, diyerek, bari bu akşam, erken!” Annem, bana kumsalda masal söylerken. Bir tatlı hafiflikle açıldım kıyıdan enginlere. Gövdem gemi, ruhum yelken.

Artık ne sefer var, ne zafer talibiyim. Mademki şu hür ülkelerin sahibiyim. Lâkin bana söyleyin çocuklar: kendi yurdumda neden böyle misafir gibiyim?

Bazen hedefim, görülmedik yerlerdi; Bazen de ağaçlar, “hazırız, çek!” derdi. Bir gün, şu yakın dağları aldım önüme; Bir gün bana şurada dalgalar poz verdi.

Sen benden uzaklaşınca kalsam da yarım. Yaklaşma ki sensiz de bu dünyada varım!

Bu ülkedeki kavga Türk ile Kürt’ün kavgası değil, hilal ile haçın kavgasıdır. Hilalin altında bir olun çok kalabalık olacağız, göreceksiniz.

E-bültene Abone Ol Merak etmeyin. Spam yapmayacağız.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hızlı yorum için giriş yapın.

Giriş Yap

close

Bizden Haberdar Ol